<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6382574673571732161</id><updated>2011-07-30T23:02:55.667+02:00</updated><category term='Denemeler'/><category term='Toplum'/><category term='Film'/><category term='Hikâyeler'/><category term='Müzik'/><category term='Genel'/><category term='Hayat'/><category term='Güncel'/><title type='text'>Kış uykusu</title><subtitle type='html'>Aşağıda yazılan her şeyi ciddiye almamanız önemle rica olunur. Bazı şeyleri alabilirsiniz ama..</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://ylnshr.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ylnshr.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>The Dude</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>28</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6382574673571732161.post-7784322114820695621</id><published>2009-07-27T23:59:00.004+02:00</published><updated>2009-07-28T00:51:24.907+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat'/><title type='text'>ÖSS sonrası bölüm seçecek gençlere bir tavsiye</title><content type='html'>Bu yazı bir süredir aklımdaydı ancak unutmuşum arada, biraz geç kaldım sayılır ama daha bitmedi tercih süresi. Yine diyeceklerimi diyeyim ben, bu sene olmazsa seneye okur gençler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Şimdi 6 yıldır üniversitede olan ve 7. yılında mezun olacak birisi olarak, nispeten bir "üniversite kaşarı" olduğumu söyleyebilirim. Kayıt olduğum bölüme dair herhangi bir ilgi veya alakâm olmadığından, özellikle de ilk 4 yılımda İTÜ içerisinde bulunma imkânım olan pek çok yerde bulundum. Örneğin Kimya 1 sınavlarına 15 kez, Fizik 1 sınavlarına 9 kez, Mat 1 sınavlarına 6 kez katıldım falan.. Anladınız sanırım.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Onun dışında pek çok sosyal ortamda da bulundum. Okulda aktif olan kulüplerin yarısına ya katılmışımdır, ya da içerilerinde mutlaka tanıdıklarım vardır. 5 yıl Aikido, 4 yıl Sinema, 3 yıl Rock, 1 yıl Halk Bilimleri ve Sanatları, 2 yıl kadar İTÜ Radyosu kulüplerinde aktif olarak bulundum. Ayrıca Astronomi, Iado, Arıyorum Gazetesi, Ekoloji Kulübü, Mağara Araştırmaları Kulübü, Gönüllülük Kulübü, Evrim Çalışkanları, Gitar Kulübü, HBSK Halk Dansları kolumu ney o işte, okulun tiyatro kulüpleri, Fotoğraf Kulübü, Latin dans kulüpleri, neredeyse tüm bölümlerin Mühendislerin Kulüpleri, Mizah Kulübü, Sosyal Kültürel Merkez, IEEE vs. vs. vs. gibi kulüplerin içerisinde en az bir adet arkadaşım bulundu veya birkaç kez toplantılarına katıldım. Diğer okullardan, terklerden, üniversite okumayanlardan vs. hiç bahsetmiyorum. Bir ton da onlardan var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunlar tamamen vaktimi bölüm dışında harcamamla ve kendimi bulmamla alakalı süreçler sonucunda oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu kadar kişiyle tanışmış olunca doğal olarak neredeyse okuldaki tüm bölümlerden arkadaşlarım oldu. Tüm fakültelerin dertlerini tasalarını, tüm bölümlerin deli hocalarını, çilelerini saçmalıklarını defalarca kez dinledim. Aynı şeyleri ben de başkalarına anlattım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunları asla ama asla övünmek için yazmıyorum, yanlış anlaşılmasın. Bunları, az sonra yazacaklarımı kafadan sallamadığımı, bunların yüzlerce insan ile girdiğim iletişim sonucunda edindiğim tecrübeler olduğunu belirtmek için yazdım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şimdi gelelim sadede.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Öncelikle dersane öğrencilerine bir şey demek istiyorum. Özellikle büyük bir dersaneye gidiyorsanız, dersane için istatistikten başka bir şey olmadığınızı unutmayın. Dersane mensubu hiçbir rehber öğretmen sizin geleceğinizi düşünmez, dersanenin geleceğini düşünür. O nedenle sizi gözlerini kırpmadan yanlış yönlendirip hayatınızı mahvedebilirler. Dikkatli olun.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunu size onlarca insan, yüzlerce kez söylemiştir, söylemeye de devam edeceklerdir, ama siz de sallamamaya devam edeceksiniz. Asla ama asla üniversite seçmeyin, her daim bölüm seçin. Çünkü sevmediğiniz bir bölümde okul bitirmeye çalışmak, Yeni Zelanda'ya koşarak ulaşmaya çalışmak gibi bir şeydir. İnsanın ömründen ömür, zihninden zihin çalar. Kasıp kasıp 4 yılda bitirseniz dahi, hiçbir şey öğrenmeden boş bir kutu olarak çıkarsınız. O nedenle bölüm seçin. Okumak istediğiniz, seveceğinizi düşündüğünüz bir bölüm yazın. Özellikle seneye girecek olanların önünde katsayı engeli gibi bir şey de kalmamışken, ne istiyorsanız onu okuyun. Bakın sonra 7 senede bitmiyor okul. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnsanın sevmediği bölümü okuması nasıl bir derttir hakikaten anlatamam size, ders çalışırken, sınav dönemlerinde vs. yaşacağınız o darlanmayı tarif etmem mümkün değil. Benim burada ne işim var, n'apıyorum ulan, bu neeee gibi tepkiler, esnemek gibi hergün yaptığınız sıradan bir şey olacak. Bu konuda ne desem az, uzatmıyorum o nedenle.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ha, sevdiğiniz bir bölümü, iyi bir üniversitede okuyabilecek kadar şanslı bir insansanız hakikaten çok sevinirim sizin için, helal len..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şunu da unutmamakta yarar var, Türkiye'de, ciddi anlamda üniversite diyebileceğimiz bir kurum ne yazık ki yok. Gerçekten yok. "İyi üniversite" denen şey, dersleri aşırı kazık olan üniversitelerdir, mezunlarının isim yapmasının sebebi de üniversiteden aşırı çalışmaya ancak düşünmemeye güdümlenmiş olmalarıdır. Üzücüdür ki zaten tüm üniversitelerin mezunlarının başarı oranları giderek düşmektedir. Derslerin aşırı zor olma sebebi de eski sistemden mezun öğretim görevlilerinin aynı başarıyı günümüzde beklemeleri, göremeyince de saçma sapan davranmalarıdır. Şu an başarılı olan pek çok mezun zaten darbe öncesi dönemde mezun olmuş kişilerdir. Eğitim sisteminin, halkın ve kültürün çok başka olduğu bir dönemdi o dönem ne yazık ki. O nedenle "aman allam iyi bi ünviersiteye gitmeliyim böğğğğ" diye kendizi asla ama asla yırtmayın.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye'de lisans diploması denen şeye, çeşitli ülkelerde"&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/First_degree"&gt;undergraduate degree&lt;/a&gt;" denir. Yani mezuniyet altı. "Mezun" sayılabilmeniz için, Türkiye'de Yüksek Lisans dediğimiz şeyi yapmanız gerekir. O zaman zaten "&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Master_of_Arts_(postgraduate)"&gt;Master of Arts/Sciences&lt;/a&gt;" oluyorsunuz (MA olarak da bilinir). Bizde "yüksek mühendis" falan diyorlar. İşte önemli olan bu kısım. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Üniversiteler, akademik anlamda size hiçbir şey öğretmezler (Türkiye için konuşuyorum). Bu tamamen bireyin kendini geliştirme çabaları ile alakalıdır. İnsan sevmediği bir bölümde, ilgi duymadığı bir alanda kendini geliştiremez. Buna ihtiyaç veya isteği de yoktur zaten. O nedenledir ki insanlar genelde saçmasapan bir bölümü bitirdikten sonra, arzuladıkları bölümlerde Yüksek Lisans yaparlar. Hukuk bitirip Sinema Tarihi okuyan, İnşaat bitirip Sinema okuyan, İktisat bitirip fotoğraf okuyan, Bilgisayar bitirip Genetik okuyan çok arkadaşım var. Yani şunu diyorum, siz eğer sevdiğiniz bir bölümde, adı iyi üniversiteler arasında geçen bir üniversitede okumasanız dahi, eğer bölümünüzden yüksek ortalama ile mezun olursanız (ki "iyi olmayan" bir üniversitede insanın sevdiği bir alanda yüksek ortalama yapması çok kolaydır, zamanında hiç sevmediği bir bölümde ve İTÜ'de zerre kadar çalışmadan 3. sınıflar arasında kendi bölümünde ilk 5te olan biri olarak konuşuyorum) dilediğiniz üniversitede Yüksek Lisans yapmanız çok kolaydır. Önemli olan da budur. Gerek kendi bölümümde, gerekse diğer bölümlerde inanılmaz bir asistan eksikliği var zira ülkemizde. Öyle ki Türkiye'nin en iyi üniversitelerinden biri kabul edilen İTÜ'de, yeterli asistan bulunamadığından gözetmen olarak fakültenin fotokopicisi girdi sınavımıza bir kere. Akademisyenler, başarılı ve istekli asistanlara açlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O nedenle asla ama asla üniversite seçmeyin. Yüksek öğrenim göreceğiniz zaman seçersiniz. Valla diyorum ulan bak.. Dediydi dersiniz sonra. CVnizde de lisansınızı görüp burun kıvıran insan yüksek ve doktora seviyesinizi görünce kendine gelir zaten. Rahat olun.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Üniversite insanın akademik bir şey öğrendiği bir yer değil, her şeyiyle kendini geliştirdiği ve kendini bulduğu yerdir. Hayatınızın bu en önemli dönemini Fizik 2'yi nasıl geçeceğinizi düşünerek geçirmeyin. Sevdiğiniz bir şeyleri yaparken öğrenerek geçirin. Öğreneceklerinizi de zaten kendi çalışma ve araştırmalarınızla öğreneceksiniz, yoksa okuldaki ezberleyip haftaya unutacaksınız ne yazık ki..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Valla daha çok yazacaktım da geç oldu, aşırı uzattım.. Benden bu kadar. Ekelem yapmak isteyenleri beklerim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yanıldığım noktalar elbet vardır da bu saatte anca bu kadar yazabildim. İdare ediverin.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6382574673571732161-7784322114820695621?l=ylnshr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ylnshr.blogspot.com/feeds/7784322114820695621/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6382574673571732161&amp;postID=7784322114820695621&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/7784322114820695621'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/7784322114820695621'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ylnshr.blogspot.com/2009/07/ossye-girecek-genclere-bir-tavsiye.html' title='ÖSS sonrası bölüm seçecek gençlere bir tavsiye'/><author><name>The Dude</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6382574673571732161.post-3147542050701366887</id><published>2009-07-07T23:46:00.002+02:00</published><updated>2009-07-08T00:16:44.584+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Çocukluk Hatıraları Bölüm 2</title><content type='html'>&lt;p&gt;Daha fazla hırsızlık macerası bekleyenler başka bir yazıya geçebilir. Ne yazık ki o kadar onlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Hâlen daha aynı yerde çalışan, her zaman gittiğimiz diş doktoru yerine annemin beni zorla yeni bir kadın diş doktoruna götürmek istediğini hatırlıyorum. İnatla diğer doktorumu istememe rağmen annem zorla bu kadına götürüyor beni, ben gittim iyi, gel gidelim diyor. Tahminimce daha ekonomik olduğundan istemiştir, şimdi olsa koşa koşa giderim güzel annem için tabii de o zaman çocuğuz, neyse. Gider gitmez, kadın dolgu yapacağını söyledi. İyi dedik, istersen uyuşturmayayım dedi (istersen? hadi canım), niyeyse kabul ettim, iyi gaz verdi herhalde. Anladım ki diş doktorunun kapısından girildi mi uyuşturucu hemen ağza salınmalıymış.. Acısı hâlen aklımdadır. Acıyınca ses çıkar durayım deyip de her ses çıkardığımda 3 4 saniye daha devam eden o doktoru bugün görsem selam vermem. Bunu bilsen, anne görürsen söyle!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Yukarıda bahsi geçen o her zaman gittiğim ama yıllardır gitmediğim diş doktoru birgün bana dolgu yaparken (uyuşturmuştu) yandaki tepside duran bir sürü aleti gösterip "bunlar ne işe yarıyor" demiştim. "Dua et ölene kadar onlarla işin olmasın" demişti. Bu kadar karizmatik bir dişçi repliği olamaz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Birgün yine bir diş doktoru macerasından sonra ağzımın uyuşukluğu geçtikten sonra dilimin paramparça olduğunu farkettiğim o ânı hatırlıyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Bu yukarıdaki uyuşukluğu geçen dil macerasından önce doktorun 5 6 kez uyuşturucu iğne yaptığını, her seferinde biraz bekleyip hissediyor musun diye sorduktan sonra hepsinde de hissettiğimi hatırlıyorum. "Biraz daha verirsem bayılacaksın, dalıyorum valla dişlere" demişti sonra. Korkmuştum! Bir şey olmadı ama.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Bir kere de tırnak batması nedeniyle ayağımdan lokal ameliyat yapmışlardı. Eve gelince alçıdaki ayağımı masaya çarpınca ağrımadığını farkedip başparmağımla hafifçe masaya vurup durdum bir 10 dakika. "Ehehehe, acımıyo ya süper" modunda. Sonra uyuşturucunun etkisi geçti...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Aynı ayak alçıdan çıkınca doktor dikişleri alacaktı. Yatırdı beni, sen bakma dedi, ben baktım, başparmağımın üzerinde, parmağım kadar büyük iltihap gördüm, bakmasana dedi doktur, baktım. Sildi gitti, bir şey yoktu valla.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Tam başka bir anı yazacakken çok ufak bir kare geldi kafama, Kıbrıs'ta şu andaki evimizi daha yeni almıştık, ev bomboşken yere damlamış boya noktalarını bıçaklarla kazımıştık mermerlerden, annem ablam ve ben vardık sanırım. Bir şey de döküyorduk boyaların üstüne, ya suydu ya da alkol.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Alkol demişken, bir gece susadım, buzdolabını açtım su içmek için (yaz-kış soğuk su içerim), içeride ispirto muydu neydi, alkol oranı %90ın üzerlerinde bir şişe alkol vardı, annem daha iyi hatırlar dolaba koyduğuna göre, neyse bizim dolapta da her türlü şişede su bulunabileceğinden kapağı açıp bir ağız dolusu aldım ki benim bir ağız dolum yaklaşık 0,25 litre geldiğinden, o an bayılacağımı hissettim (ömrümde ilk kez ağzıma alkol girmişti). Sonra hepsini tekneye (Türkiyeliler için: lavabo) püskürttüm, yarım saat su içtim üstüne.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Buz dolabı demişken birgün televizyon kumandasını buz dolabında bulduğumu hatırlıyorum. Annem oraya nasıl girdiğini bilmediğini iddia etmişti. Ben de bilmiyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Yine yukarıda bahsi geçen evdeki ilk koltuklarımız çok garipti. Nasıl anlatsam, hamak gibi sarkan bir kumaş bir yukardan bir de aşağıdan koltuğun çerçevesine takılıydı ve üstüne yastıklarını o hamağa koyuyordunuz. Çok iğrenç renkleri vardı, kahverengi sarı falan. Neyse, işte o hamak gibi kısımların arkasına geçer, koltuktan koltuğa dolaşırdım, amaç neydi, ele ne geçiyordu, hiç bilmiyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Çoraplarımı yarısına kadar çıkarır, dalgıçcılık oynar, yaratıklarla savaşır, bir sürü insan kurtarırdım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-O dönemki en yakın arkadaşım bize bayağı yakında oturuyordu. Telefon edip bize gelmesini söyledim. Uzun süre gelmeyince kalkıp ben gittim (ne telefonu?), tam evlerinin arkasından geçerken babasının arkadaşın bana gelmesiyle ilgili kızdığını duydum. Ne dediğini hatırlamıyorum. Geri döndüm.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Mahalledeki arkadaşlarla top oynarken top patladı, topsuz kaldık. Dedik ki yol kenarında bekleyelim, yoldan geçen arabanın altına atalım, sonra da topumuzu patlattın diye yeni top isteyelim. Şimdi bir düşünün, 8 9 tane çocuk, sokağa karşılıklı dağılmışlar, hepsi yola ve gelecek arabaya bakıyor, bir çocuk da topun başında, elleri akarda kavuşturmuş, köşeye araba gelsin diye bekliyor. Yani hiç çaktırmıyoruz durumu. Araba geliyor, bizimki topu arabanın altına atacak ya, hah, ön cama atıyor, o nasıl bir dağılmadır görmeniz lazım, "ANNNEEEEEEE" diye eve koşuşunu çok iyi hatırlıyorum komşunun.. Sanki adam bizi öldürecek..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hatıralar, özel bölümlerle devam edecek! &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6382574673571732161-3147542050701366887?l=ylnshr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ylnshr.blogspot.com/feeds/3147542050701366887/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6382574673571732161&amp;postID=3147542050701366887&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/3147542050701366887'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/3147542050701366887'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ylnshr.blogspot.com/2009/07/cocukluk-hatralar-bolum-2.html' title='Çocukluk Hatıraları Bölüm 2'/><author><name>The Dude</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6382574673571732161.post-6365404291650128759</id><published>2009-07-04T16:03:00.004+02:00</published><updated>2009-07-05T11:03:20.326+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat'/><title type='text'>Çocukluk hatıraları</title><content type='html'>&lt;p&gt;Altı ay önce çekileceğini öğrendiğim bir filmin çekileceğini unutup, geçenlerde haberi tekrar alınca aynı heyecanı birebir yaşayacak kadar muhteşem bir hafızaya sahip bir kişi olarak,  çocukluğumdan kalan bu &lt;strong&gt;an&lt;/strong&gt;ların değerini daha iyi anlıyorum. Ve işte, o an(lar):&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- 2 yan evdeki komşu ile Ninja Kaplumbağalar telsizleri almaya karar verdik. Tahminimce bugün olsa 80 90 lira arası bir fiyatları vardı. Payıma düşen parayı annemin cüzdanından çaldım. Neden hatırlamıyorum, arkadaşım gelemeyeceğinden ondan parayı alıp telsizleri almaya gittim. Yolda parayı kaybettim. Arkadaşın parasını annemin cüzdanın tekrar çalarak iade ettim. Arkadaşa ne mazaret sunduğumu hatırlamıyorum. Annem bu satırları okuyor ise kafasında bir ampül yanar belki. Özür dilerim anneciğim, öperim buradan.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Luke Skywalker'ın oyuncağını beğendim. Param yoktu. Bir torbanın içine gazete doldurdum, satılan yere gittim. Oyuncağı gazetelerin arasına koydum ve alıp eve geldim. O zamanlar kapılarda şimdiki gibi aletler yoktu. Oyuncağı açtım ve kutusunu attım. Annemler görmesin diye oyuncağı koltuğun altında saklıyordum. Ablam birgün silahını buldu, bu oyuncak nereden geldi dedi, sunduğum mazareti hatırlamıyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Yukarıdaki iki macerayı da yaşadığım mağazadan bu sefer Lego almaya gittim. Ama parasıyla bu sefer. Param ancak avcum kadar küçük bir itfaiye arabasına yetiyordu. Yanda kocaman bir itfaiye arabası seti vardı. Küçük kutudaki etikeki söküp, büyük kutunun etiketinin üzerine yapıştırdım. Kasadaki kadın tam geçiriyordu ki etiklerin üstüste olduğunu farketti, telefonla arayıp gerçek fiyatı öğrendi mecburen küçük kutuyu aldım. Tahminimce kadın benim yaptığımı anlamıştı ama bir şey demedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Amerika'dayken (yani 90 ya da 91 yılı) evin arka bahçesinde ölü bir kuş buldum. Karnı yarılmıştı. İçerisine bozuk para soktum. Sonra da çıkardım. Parayı alıp anneme koştum ve "anne bak ölü kuşun içinde ne buldum" dedim. Annem bir şey demedi. Ben de parayı attım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Yine Amerika'da, Disney Land'deyiz. Mickey Mouse kıyafeti giymiş bir elemanın yanına gidip fotoğraf çektirebilmek için 1 2 saat sürecek bir kuyruğa girmek gerekiyordu. Ben tüm hiperaktivitem ile Mickey'i görür görmez tüm sıranın ortasından yardırıp Mickey'in yanına koştum, ailem o utancı, bense Mickey'in beni öperken çıkardığı o "şubulak" sesini hiç unutmadım. Fotoğraf hâlen duruyor. Aslında o fotoğrafı buraya koysam muhteşem olurdu bu yazı sanki..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bayağı bir hırsızlık ve çirkeflik yapmışım küçükken.. Kendimden utandım..&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6382574673571732161-6365404291650128759?l=ylnshr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ylnshr.blogspot.com/feeds/6365404291650128759/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6382574673571732161&amp;postID=6365404291650128759&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/6365404291650128759'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/6365404291650128759'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ylnshr.blogspot.com/2009/07/cocukluk-hatralar.html' title='Çocukluk hatıraları'/><author><name>The Dude</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6382574673571732161.post-3127506743924180094</id><published>2008-06-16T01:07:00.001+02:00</published><updated>2008-06-16T01:09:19.796+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Bir ben bir de sen</title><content type='html'>&lt;p&gt;Aşağdaki yazıyı 2004 yılında Melike yazmıştı.. Karşıma çıktı aniden.. 4 yıl bile neler değiştiriyor insanda, çok ilginç.. Sizinle de paylaşayım dedim..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;Arıyorsun devamlı…hayatını anlatan en uygun sözcük bu olsa gerek.aradığın bir insan görünüşte ama bence öyle değil.hayatını biyerlerde kaybetmiş olmalısın,arayışın bundan.mutluluğun orda kalmış,yüklediğin oluşturduğun anlamlar da öyle.bir şeyleri eksik yaşamış gibi,…giderken dönüp dönüp gerine bakıyormuşsun gibi…arkanda bıraktıklarından memnun değilmişsin,bunu yaparken bir şeylerini,sende önemli yer tutan bir şeylerini kaybetmişsin gibi.ama aradığının farkına varmadan dönüp duruyorsun.gidiyorsun başı,ucu düşünmek gereksizmiş gibi.arkamda unuttuğum şey bi gün gelip önümde beliverecek der gibi bi umutla,ama o umudu sımsıkı bastıran,gecikmişliğin getirdiği umutsuzlukla…ya pişmansın ya da tatmin edilemedin.belki de büyürken hayatla ilgili çok fazla düş kurdun,onun sana verecekleri hakkında fazla beklentilerin vardı,önüne sunulmasını istediğin birsürü şey vardı.harekete geçmen.çaba harcaman gerektiğini anladığın an daha doğrusu çevrenden gördüğün an hayal kırıklığı yaşadın.işte o anda pes ettin,durakladın.o zamandan beri de hayatın ve biz dünya insanlarının gerisinden takip diyorsun zamanı.hayatın senle birlikte büyüyemedi.bu da yordu seni…mükemmeli ararken bu defa “idare eder”lerden bile uzaklaşıyorsun,uzaklaştıkça gözlerin daha da görmez oluyor hayatı.puslu sisli şekillerden gayret edip bir şeyler öğrenmeyi,gözlerini kısıp,hatta gözlüklerini takıp hayata çok uzaklardan bakmayı denediğindeyse başarısız oluyorsun.kurtuluşu ise hala o anlamsız umutta arıyorsun.kendiliğinden…kendiliğinden olsun  her şey istiyorsun.bizlerle arandaki mesafe uzuyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlıyorum seni anlamasına..anlasam da ne yapacağımı bilemiyorum.yardım etmek istiyorum biyerlerinden tutunmanı sağlamak istiyorum bir şeylere,ama beni ya da herhangi birini yanına yaklaştırmıyorsun.duvarların var.dışındaki karanlıktan kendini öyle koruyacağını sandın.insanlara da bunu şöyle açıkladın:”ben,içimdeki ışığı herkese göstermemek için bu duvarları ördüm.”halbuki yalan bu.karanlıktan korkuyorsun sen de çoğu gibi.yalanına kendin de inandın şimdi ise şaşkınsın.belki de senin çözümün olabilecek bi ipucunu topraklarla örttün sakladın.kendin de inandın işte.yalnızlığı seviyorum dedin inandın inandırdın.ama sevmiyorsun içinde.bunun ara ara sen de ayırtına varıyorsun ama geçiştiriyorsun hemen.sevgiye açsın ama sevgi gördüğün yerden uzaklaşıyorsun.sevgi sözcükleri,sevgi vermeye hazır yürekler itiyor seni,sen onları itiyorsun ya da. yine o duvarların ardına saklanıp düşünmeye başlıyorsun.güçlü olduğuna bir kez daha inandırıp kendini,suçu kadere,dünyaya,muhtaç olup nefret ettiğin insanlara atıyorsun.hırçın oluşun bu yüzden.kalenin,duvarlarının dibine diktiğin güleryüzlü bekçi,seni oynuyor,mutluluğu oynuyor,gücü oynuyor.gelenlere ”merhaba ben eylem,bakın gülümsüyorum” deyip dişlerini gösteriyorsun.mutlu sanıyoruz seni.ama o dişlerinle tüm dünyayı kemirip hırsını almak istediğini görüyorum ben…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm geç kalışlarını, pişmanlıklarını, nefretlerini,kendine göremediklerini,insanlarda bulamadıklarını,hayallerini,düşmüşlüğünü,güçsüzlüğünü ama uğraşsan hemen görüvereceğin açığa çıkarıp ortaya koyabileceğin gücünü,sevgiyi,düşünceyi,tüm düşüncelerini tek bir şeyde toplamak,yoğunlaştırmak istiyorsun.sonra da o şeye sahip olmayı…bu şimdilik biri…bir sevgili…kimbilir belki daha sonra bir eş,ya da bir iktidar…ya da sahip olma hırsı,iyelik,belki çok sonraları bencillik.yani sen…senin egon…kendini korumaya çalışırken,kendinle yapayalnız kalırsan,bu sefer tehlikeleri bile özlersin.emniyetli duvarların düşmanların olur o zaman…hapsolursan biyerlerde,gün ışığına çıkmaya karar verdiğinde herkes orayı terk etmiş olursa,asıl ölümün o zaman olur.anlık değil ruhun can verene dek ölürsün…&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Öyle bir şeyler işte..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6382574673571732161-3127506743924180094?l=ylnshr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ylnshr.blogspot.com/feeds/3127506743924180094/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6382574673571732161&amp;postID=3127506743924180094&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/3127506743924180094'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/3127506743924180094'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ylnshr.blogspot.com/2008/06/bir-ben-bir-de-sen.html' title='Bir ben bir de sen'/><author><name>The Dude</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6382574673571732161.post-5259463172679583292</id><published>2008-04-26T22:44:00.001+02:00</published><updated>2008-04-26T22:47:53.851+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güncel'/><title type='text'>Dönem Ruhu</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt1166827/"&gt;Zeitgeist&lt;/a&gt; bir belgesel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeitgeist, bir dönemin ruhu, kültürel seviyesi gibi anlamlara geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeitgesit, geçmişten, çok eski günlerden açılıyor. İsa'dan önce 4000lere kadar gidiyoruz. Filmin bu ilk bölümünde, özelde Hristyanlık üzerinden, genelde tüm dinlerin nasıl ve neden yaratıldığı, mümkün olduğunca tarafsız bir dille anlatılıyor (en azından Endgame veya The God Deception gibi laubali ve dalgacı bir tavır yok). Dinlerin birer efsane, veya gerçek olamayacak uydurma hikâyeler (myth kelimesi artık nasıl isterseniz çevirin) oldukları sergileniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra Merkez Bankası sistemi ve bu sistemin nasıl elit bir kitlenin elinde, tüm dünya halkını kendi hegomonyası altına aldığı anlatılıyor. Evet bildiğiniz, yok bunlar Mason oyunu, Yeni Dünya Düzeni (New World Order), Bilderberg Grubu (ki son toplantılarını geçen sene İstanbul’da yaptılar) gibi sistemlerin oluşumundan ve bu sistemlerin Amerikan Hükümeti’ni ele geçirişinden bahsediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra ise Amerikan Hükümeti’nin icraatlarına geçiriyoruz. Avrupalı bankacılara bağlı Merkez Bankası’nın ekonomiyi sömürmek için 1900lerin başından itibaren medya manipulasyonu ile yaptıklarına şahit oluyoruz, ekonomik buhranlar, 1. ve 2. Dünya savaşlarını çıkartabilmek için kendi halkına saldırılar, Vietnam Savaşı’nı başlatabilmek için sahte haberler ve tabii ki 9/11 efsanesi ve bu efsanenin nasıl yaratıldığı (ki bana sorulursa Amerikan Halkının işlediği en büyük günah, Amerikalıların körü körüne bağlı olduklarını sandıkları Bağımsızlık Bildirgesi'ni yerle bir etmeleri olmuştur. Bu bildirgeye bu kadar bağlı olduklarını sanırken orada yazılan her şeyin hükümetleri tarafından alt üst edilmesine rağmen halkın hâlâ uyuyor olması insana yine Türkiye'yi ve Atatürk'ün ilke ve sözlerini hatırlatıyor. Demek ki bizim de günahımız büyük).. Tabii bunların hepsi savaşa girerek savaş ekonomisi üzerinden para kazanmak için yapılıyor ancak yanıldığımız nokta, biz devamlı  Amerika’yı çift taraflı oynayıp bu savaşları tetiklemekle suçluyoruz, evet öyle, ama onların arkasında da daha büyük (sayıca küçük) güçlerin varolması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aralarda bir yerde yeni oluşturulmakta olan ve yazılı anlaşmaları imzalanmış olan Kuzey Amerika Birliği’nden bahsediliyor. Kuzey Amerika Birliği’nin oluşuturulma amacı, nihai sonda Yeni Dünya Düzeni, yani tek hükümetli dünya modeline erişmek, burada da 4 eyalete ayrılıyor dünya. Kuzey Amerika Birliği, Avrupa Birliği, Afrika Birliği ve Asya Birliği. Endgame ve daha pek çok belgesel filmde bu konularla ilgili daha geniş bilgiler de mevcut, burada kısa bir süre için değiniliyor sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En son aşamada ise tüm bu din, bankacılık ve manipulasyon sistemleri bir araya getiriliyor ve bahsettiğim Tek Dünya Düzeni’ne ulaşma gayesinden bahsediliyor. Amerika artık tüm yeni pasaportlarına, her an takip edilmenizi sağlayan çipler yerleştiriyor. 2008 yılı içinde, her Amerikan vatandaşı barkodlu özel bir kimlik taşımak zorunda. Bu kimlikte hakkınızda tüm bilgiler kayıtlı. Bir sonraki aşama ise mikro çipler, ki yine Amerika’da kullanılmaya başlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunlar bile izlemek ve bilgilenmek için yeterli sebep, ama filmin sonunda kısa bir bölüm geçiyor, birileri diyor ki bir bölgeyi işgal etmek için 2 yol izleyebilirsiniz. Ya oraya tanklarla dalarsınız, ya da halkı kendiyle savaşa sokarsınız, onlar birbirlerini öldürür. Bunun için de ajanlar gönderirsiniz. Tanıdık gelmiştir sanırım örnek vermeye gerek yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin sonunda da bu filmi her türlü yöntemle paylaşabilirsiniz diyor.&lt;br /&gt;Paylaşıyorum.. İzleyin, izlettirin, hiçbir şey yapmasınızda en azından bilerek köle olun..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu insanların planları tıkır tıkır işliyor ve muhtemelen de bunu değiştiremeyeceğiz.. En azından bilinçli ve istekli girelim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haberiniz olsun dedim..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6382574673571732161-5259463172679583292?l=ylnshr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ylnshr.blogspot.com/feeds/5259463172679583292/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6382574673571732161&amp;postID=5259463172679583292&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/5259463172679583292'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/5259463172679583292'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ylnshr.blogspot.com/2008/04/dnem-ruhu.html' title='Dönem Ruhu'/><author><name>The Dude</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6382574673571732161.post-534751601588743617</id><published>2008-04-13T20:46:00.005+02:00</published><updated>2008-12-09T09:00:07.136+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Aşkın ömrü üzerine yorumlar</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SAJaxdYw7CI/AAAAAAAABWw/5j1QIsrifpM/s1600-h/fiyuu_by_melleeq.jpg"&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SAJaxdYw7CI/AAAAAAAABWw/5j1QIsrifpM/s200/fiyuu_by_melleeq.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5188809526432820258" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Her zaman söyledim, yine söylemeye de devam edeceğim sanırım, aşka fazla önem vermeyen birisiyim. İyi duygudur, hoş duygudur, güzel duygudur ve geçici bir duygudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıda bu duygu ve bu duygunun ömrü ile ilgili yazacaklarımın, "sevgi" terimini de kapsadığını düşünmekle beraber, teorinin "sevgi" kelimesinde tam olarak etkili olup olmadığını henüz klinik olarak test edememiş olduğumdan, kesin bir sonuç belirtemeyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır üzerinde düşündüğüm bu fikirlerin ardından, aşkın ömrünün 3 yıl olmadığına karar verdim. Bunun yerine çok daha basit ve bana göre çok daha geçerli bir teori geliştirdim. Aşkın -sevginin- ömrü, âşık olunacak daha iyi birini bulana kadar geçen süredir. Burada âşık olunacak daha iyi biri kavramını açmak gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk ve sevgi, insan bedeninde çeşitli duygu ve hisler yaratır, insanların sevdikleri şey karşılarındaki birey değil,&lt;br /&gt;bu bireyler görüldüğü veya düşünüldüğü zaman vücudun verdiği tepkilerdir. O nedenledir ki birini sevmek terimi yerine, birinin bize yaşattıklarını sevmek terimi daha yerinde olacaktır. Bu bağlamda, aşk ve sevginin ömrü de, kişinin bize yaşattığı duyguları, daha güzel, daha iyi, daha fazla, daha taze (adı ne isterseniz o olsun) yaşatacak birini bulana kadardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu teori okuyanlara çok sığ, sıradan veya saçma gelebilir. Bunun kesinlikle böyle olduğunu iddia etmiyorum. Ama gözlem ve yaşanmışlıklarım beni bu sonuca itiyor. Tabii yeni bir aşk veya sevgi bulunduğu anda eskiden yaşananlar silinir veya önemini kaybeder gibi bir şey demiyorum, asla demem. Ama aşk ve sevgi sonludur. Diğer bir teorim gereğince de sonlu olmayan tek sevgi annenin çocuğuna duyduğu sevgidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha iyisini yaşayamayacağınız kadar iyisini bulduysanız, size mutluluklar dilerim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resim: &lt;a href="http://melleeq.deviantart.com/"&gt;melek&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6382574673571732161-534751601588743617?l=ylnshr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ylnshr.blogspot.com/feeds/534751601588743617/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6382574673571732161&amp;postID=534751601588743617&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/534751601588743617'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/534751601588743617'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ylnshr.blogspot.com/2008/04/akn-mr-zerine-yorumlar.html' title='Aşkın ömrü üzerine yorumlar'/><author><name>The Dude</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SAJaxdYw7CI/AAAAAAAABWw/5j1QIsrifpM/s72-c/fiyuu_by_melleeq.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6382574673571732161.post-626906936299624041</id><published>2008-04-06T20:49:00.002+02:00</published><updated>2008-04-06T20:54:55.174+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Göğüs Dekoltesi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://static.flickr.com/6/68583042_f31146f326.jpg"&gt;&lt;img src="http://static.flickr.com/6/68583042_f31146f326.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Göğüs ölçüsü B'den büyük bayanlar için konuşuyorum, eğer göğüs dekolteli bir kıyafet ile bir erkeğin karşısına çıkarsanız, o erkeğin konuşurken gözlerinizin içine bakma olasılığı, bir köpeğin hareket halindeki bir arabaya havlamama olasılığı ile eşdeğerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra erkekler sapıktır olmasın..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6382574673571732161-626906936299624041?l=ylnshr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ylnshr.blogspot.com/feeds/626906936299624041/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6382574673571732161&amp;postID=626906936299624041&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/626906936299624041'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/626906936299624041'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ylnshr.blogspot.com/2008/04/gs-dekoltesi.html' title='Göğüs Dekoltesi'/><author><name>The Dude</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6382574673571732161.post-2434906067610532285</id><published>2008-02-27T00:15:00.001+02:00</published><updated>2008-02-27T00:45:28.423+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikâyeler'/><title type='text'>Günah</title><content type='html'>Yazmaya başlayıp bitiremediğim hikâyelerden.. Hep beraber neden öldürmüş acaba diye merak edelim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Tanrının varolmadığı bir dünyada, günah da yoktur.&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;Barut kokusunu alabiliyordu muhtemelen. Az önce birini vurmuş olmanın verdiği ürperti ile elindeki tabancıyı incelerken vapurları düşünüyordu. Tabancadan çıkan duman, vapurun bacasından çıkan isi andırıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olayın nedeni ve nasılı kurcalıyordu kafasını. Beyni halıya akmakta olan çocuğu neden vurduğunu hatırlamaya çalışıyordu.. Bu 8. yaş gününden bir gün sonra akşam yemeğinde ne yediğini hatırlamaya benziyordu. Hiçbir fikri yoktu. Yerde yatan çocuğu neden vurduğuna dair en ufak bir fikri yoktu. Silahı pantalonuna sıkıştırıp evden ayrıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden vurmuştu ki? Sebebi neydi? İyi bir çocuktu, araları iyiydi, kavga da etmemişlerdi. Tamam, bazen çok bilmişlik taslayıp onu rahatsız ediyor, inatçılığı ile onu çıldırtıyordu ama olsun, iyi biriydi, samimiydi, cana yakındı, iyi bir dosttu. Üç yıl önce tanışmışlardı. Bir Cumartesi öğleden sonrasında, sinema çıkışında bir kafede otururken göz göze gelmişlerdi. Sonra da çocuk gelip masasına oturmuştu.. Yirmili yaşlarında, yakışıklı ve cana yakın bir tipti. Düzgün bir konuşması vardı. Ya da ne bileyim, bir anda kanı kaynamıştı herhalde, aksi bir tip bile olsa farketmemişti. Ukalalığı paçalarından akıyor olsa bile samimi ve hoş biriydi. Ondan hoşlanmıştı galiba. O dönem aralıklara görüşmeye devam ettiler, sonrasında aralar kısaldı, sonra seviştiler. Başta bunun her şeyi bozacağını düşünmüştü ama sanırım çocuk ondan cidden hoşlanıyordu.Tabii ki o da çocuktan. Her şey güzel gidiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ta ki bugün kafasına bir kurşun sıkana kadar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ta ki bugün kafasına bir kurşun sıkana kadar, her şey çok güzel gidiyordu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6382574673571732161-2434906067610532285?l=ylnshr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ylnshr.blogspot.com/feeds/2434906067610532285/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6382574673571732161&amp;postID=2434906067610532285&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/2434906067610532285'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/2434906067610532285'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ylnshr.blogspot.com/2008/02/gnah.html' title='Günah'/><author><name>The Dude</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6382574673571732161.post-3442158787792785135</id><published>2008-02-07T01:37:00.000+02:00</published><updated>2008-02-07T01:42:54.563+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>We Feel Fine</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.wefeelfine.org/#"&gt;&lt;img src="http://www.wefeelfine.org/#" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle bir siteye denk geldim ki bugün, belki gözünüzden kaçmıştır diye paylaşayım dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Blogcuların özellikle ilgilisini çekecek, ama nette azıcık da olsa vakit geçiren herkesin kesinlikle incelemelisi gereken bir site.. Böyle mükemmel fikirleri görünce çok mutlu oluyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.wefeelfine.org/"&gt;We Feel Fine&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6382574673571732161-3442158787792785135?l=ylnshr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ylnshr.blogspot.com/feeds/3442158787792785135/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6382574673571732161&amp;postID=3442158787792785135&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/3442158787792785135'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/3442158787792785135'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ylnshr.blogspot.com/2008/02/we-feel-fine.html' title='We Feel Fine'/><author><name>The Dude</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6382574673571732161.post-8041851353144045923</id><published>2008-01-25T16:46:00.000+02:00</published><updated>2008-01-25T16:59:40.231+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>B^2</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.kirpifilm.com/b2dergi.html"&gt;&lt;img src="http://www.kirpifilm.com/images/site_02.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.kirpifilm.com/b2dergi.html"&gt;Benim de editörleri arasında bulunduğum Bağımsız Sinema ve Teknolojileri Dergisi B2'nin ilk sayısı yayında. İlgililere duyurulur.&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.kirpifilm.com/b2dergi.html"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6382574673571732161-8041851353144045923?l=ylnshr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ylnshr.blogspot.com/feeds/8041851353144045923/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6382574673571732161&amp;postID=8041851353144045923&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/8041851353144045923'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/8041851353144045923'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ylnshr.blogspot.com/2008/01/b2.html' title='B^2'/><author><name>The Dude</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6382574673571732161.post-1478780607817652482</id><published>2008-01-24T00:57:00.000+02:00</published><updated>2008-01-25T17:06:53.120+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Denemeler'/><title type='text'>21 - 2 Haziran 2005</title><content type='html'>Bu yazı da eski blogumdan. Bunu da sevdiğimden buraya taşıyayım dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;21&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;42/2=21&lt;br /&gt;42'nin ne olduğunu açıklamaya gerek yok ama 21 nedir peki? Gram cinsinden aldığımızda 21 gramın insan ruhunun ağırlığı olduğu iddia edilir. Öyle midir değil midir bilemem tabii.&lt;br /&gt;Ruhlar ilginç varlıklar vesselam. Ama bir paradoks da aynı zamanda. Şimdi, hiçbir madde yoktan varolmadığına göre ve insan nüfusu geride bıraktığımız bin yıllar içerisinde muazzam bir artış gösterdiğine göre bu "ruh" nereden gelmektedir? Kaba bir hesapla; günümüz dünya nüfusunu 7 milyar kabul edersek 21 gr*7000000000=147000000000gr. Bunu da kg cinsinden yazarsak: 147000000kg. Yani 147000 ton. Günden güne artmakta olan bu kütle nereden karşılanıyor ki? Hatta genişleyen evrenin içini dolduracak madde nereden çıkıyor? Genişleyen evren de bir yerden sonra balon gibi patlamaz mı? Peki bu patlama anında, biz ve bizim dışımızda yaşayan katrilyonlarca canlı varlığın aynı anda öldüğünü varsayarsak, bu ölülerin ruh ağırlıklarından oluşacak olan kütleye ne olur(Yoğunluk azalması diye bir şeyden haberim yok herhalde. 10-2007)?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Matematik saçmalıktır.. Çünkü matematik açıklayamadığı her şeye sonsuz der.. Sonsuz ise varolmayan demektir, çünkü bilinen hiçbir "düşünen varlık" sonsuz kavramını algılayacak kadar gelişmiş değildir. Yani bu bakış açısından bakıldığında tanrı =sonsuz. Çünkü ne bizden üstün bir varlığın varoluşunu, ne de sonsuz kadar büyük bir rakamı tanımlayacak yetiye sahip değiliz. Peki sormak istiyorum neremiz zeki? Hitchhikers Guide to the Galaxy adlı 5 kısa hikâyeden oluşan seride, ağır bir suç işlemiş kişileri ceza olarak mahfolmuş bir gezegendeki bir kubbeye sokup, ona sonsuzluğu ve kendisinin o sonsuzlukta ne kadar da önemsiz kaldığını göstererek cezanladırıyolar.. İlginç değil mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6382574673571732161-1478780607817652482?l=ylnshr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ylnshr.blogspot.com/feeds/1478780607817652482/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6382574673571732161&amp;postID=1478780607817652482&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/1478780607817652482'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/1478780607817652482'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ylnshr.blogspot.com/2007/10/21-2-haziran-2005.html' title='21 - 2 Haziran 2005'/><author><name>The Dude</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6382574673571732161.post-6775147212056673538</id><published>2008-01-05T22:03:00.001+02:00</published><updated>2008-03-05T00:40:35.100+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Bu bir veda mektubudur</title><content type='html'>Bu bir veda mektubudur..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu anda ne yapıyorsanız, ilerisi için ne ile uğraşıyorsanız bırakın, boşverin. On yıl içerisinde yaşayacak bir medeniyetimiz kalmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2008 yılından başlayarak, petrol fiyatlarının yükselmesi ile, dünya ekonomisinin göçmesine ve Endüstriyel Devrim Sonrası Taş Devrine (Post-Industrial Stone Age) girmemize beş on seneden kısa bir süre kaldı. Medyamız Küresel Isınma haberleri ile halkı uyutadursun, dünyamızın petrol rezervleri çoktan yarılanmış durumda. Tabii ki her zaman iyimser insanoğlu “hehe bohr var bohr” gibi saçma mazaretlere sığınabilir, olay şu ki sorun petrolün tükenmesi değil.. Olay tüm dünya ekonomisinin petrole dayanıyor olması. Daha dün NTVMSNBC.com’da yayımlanan bir habere göre, petrol fiyatları varil başına $100’ı aşarak, rekor kırmıştı. Yansımalar gecikmedi. Bugün aynı sitede “Petroldeki rekorun faturası ağır”* başlığıyla yayımlanan yazıdan bazı alıntılar yaparsak,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Türkiye’nin, en büyük kalemini petrolün oluşturduğu enerji ithalatının faturasının 2008’de 40 milyar doları aşması bekleniyor. Petrolde 1 dolarlık artış, ekonomiye 200 milyon dolarlık bir fatura çıkarırken, cari açığı 350 milyon dolar artırıyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Türkiye’nin enerji faturasının yükselmesi, dış ticaret açığından cari açığa, enflasyondan yatırım ve büyümeye kadar bir dizi olumsuz etkide bulunacak. Türkiye’nin, bu yıl için cari işlemler açığının Gayri Safi Yurtiçi Hasılaya (GSYİH) oranı yüzde 8 olarak tahmin ediliyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Petrol fiyatlarındaki rekor yükselişin, yıllık TÜFE’ye ortalama etkisinin de en az 2 puan olabileceği vurgulanıyor. Enflasyonun artışıyla, tüketimin düşmesi, tasarruf ve yatırım eğiliminin yükselmesi ise ekonomik büyümeyi olumsuz etkiliyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekleme(5 Mart 2008): http://www.ntvmsnbc.com/news/436556.asp, http://www.ntvmsnbc.com/news/437482.asp. Aşağıda da ek eklenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu buzdağının daha görünen kısmı bile değil. Usame Bin Ladin’in Amerika’yı göçertme planları için yaptığı ilk plan petrol fiyatlarını varil başına $200 dolar üzerine çekip Amerikan (ve tabii ki dünya) ekonomisini göçertmekti. Bugün Amerika’da su, petrolden daha pahalı. Yani zaten geri dönüşümü olmayan ve tükenmekte olan bir doğal kaynak, sudan daha ucuz, Starbucks’daki bir kahveden yarı yarıya daha ucuz. Department of Homeland Security adlı Amerika’n savunma birimleri, geçen sene (2006) $400 milyon dolarlık yatırımla göçmen barındırma kamplarını inşaa ettirmeye başladı. Zira ekonomik kriz vurduktan sonra, tüm dünya sefalete boğulacak. Savaş, göç ve kriz hergün kullandığımız tek kelimeler olacak muhtemelen, ölüm, açlık ve susuzluğun yanında.**&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni tanıyanlar, Post-Apokaliptik eserlere aşırı bir ilgi duyduğumu ve çok sevdiğimi bilirler. Bu evrenleri sevme sebebim, yakın vadede gerçek olacaklarına inanmamamdı. Ama bugün, o evrenlerin sadece beş yıl ötede olduklarını bilmek, beni korkutuyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda yazdıklarım, bilim kurgu senaryosu değil. Sonun başlangıcı. Bu konuda daha geniş bir yazı yazıp bilgilendirebildiğim kadar insanı bilgilendirmek istiyorum ama sınav dönemim olduğundan geniş bir yazı yazacak vaktim yok (sınavlara neden çalışıyorsam..). O nedenle şimdilik böyle bir giriş yazısıyla en azından duyurabileceğim kadar çok insana duyurup, araştırmaya teşvik etmek istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu anda gelecekle ilgili ne düşünüyorsanız boşverin. Vahşi dünyada hayatta kalmayı, stok yapmayı ve kendinizi savunmayı öğrenin. Önümüzdeki on yıllar, küresel ısınmanın getirdiği sellerle değil, savaş ve sefaletle geçecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazırlanmaya çalışın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ek (5 Mart 2008): http://www.guardian.co.uk/theguardian/2008/mar/01/scienceofclimatechange.climatechange&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eylem Caner&lt;br /&gt;*1: http://www.ntvmsnbc.com/news/431634.asp&lt;br /&gt;**: A Crude Awakening: The Oil Crash (2006) (film)&lt;br /&gt;**: http://www.lifeaftertheoilcrash.net/&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6382574673571732161-6775147212056673538?l=ylnshr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ylnshr.blogspot.com/feeds/6775147212056673538/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6382574673571732161&amp;postID=6775147212056673538&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/6775147212056673538'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/6775147212056673538'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ylnshr.blogspot.com/2008/01/bu-bir-veda-mektubudur.html' title='Bu bir veda mektubudur'/><author><name>The Dude</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6382574673571732161.post-64088507602228246</id><published>2008-01-03T01:18:00.000+02:00</published><updated>2008-12-09T09:00:07.767+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Teşekkür mektubu</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;Arada bir yazılarıma çeşitli görsel anlamlar katan (boğazına sarılarak ben yaptırıyor olsam da) &lt;a href="http://melleeq.deviantart.com/"&gt;Melek&lt;/a&gt;'ime teşekkürü borç bilir, sizi birkaç başka şaheseri ile başbaşa bırakırım..&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/R3weCnPA60I/AAAAAAAAA8g/5h2KdXyaCDE/s1600-h/msc_by_melleeq.jpg"&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/R3weCnPA60I/AAAAAAAAA8g/5h2KdXyaCDE/s200/msc_by_melleeq.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5151025104045534018" /&gt; &lt;/a&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/R3weqXPA61I/AAAAAAAAA8o/tmHNaINGfCA/s200/just_by_melleeq.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5151025786945334098" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/R3we2nPA62I/AAAAAAAAA8w/5rL2ZNTclhI/s200/vapurda_by_melleeq.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5151025997398731618" /&gt; &lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/R3wfUXPA63I/AAAAAAAAA84/OEkK2IMqR9M/s200/bi_haber_katil_by_melleeq.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5151026508499839858" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6382574673571732161-64088507602228246?l=ylnshr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ylnshr.blogspot.com/feeds/64088507602228246/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6382574673571732161&amp;postID=64088507602228246&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/64088507602228246'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/64088507602228246'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ylnshr.blogspot.com/2008/01/teekkr-mektubu.html' title='Teşekkür mektubu'/><author><name>The Dude</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/R3weCnPA60I/AAAAAAAAA8g/5h2KdXyaCDE/s72-c/msc_by_melleeq.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6382574673571732161.post-5883155898663099747</id><published>2008-01-01T02:48:00.001+02:00</published><updated>2008-12-09T09:00:08.100+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikâyeler'/><title type='text'>Dün Gece</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/R3wY6HPA6yI/AAAAAAAAA8Q/b6A5vNZBPaQ/s1600-h/yo165.jpg"&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/R3wY6HPA6yI/AAAAAAAAA8Q/b6A5vNZBPaQ/s200/yo165.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5151019460458507042" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/R3mPh3PA6nI/AAAAAAAAA6E/BXQ8vk2eOrw/s1600-h/bicycle_by_ylnshr.jpg"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;25 Kasım 2006 Cumartesi;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/a&gt;&lt;div align="left"&gt;Rüyamda gördüm seni dün gece.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;Ben o uyanıklık ile uyku arasındaki ince bölgede gidip gelirken kapı çaldı aniden. O ânın mahmurluğunu bilirsin, neyin düş, neyin gerçek olduğunun ayırdına tam varılamaz o an. Ama evin kapısından gelen o tatlı tıklamayı duyabiliyordum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;Tık, tık, tık&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;Israrcı veya asabi bir çalış değildi bu. Sakin, dingin bir ruhun kalp okşaması gibiydi. Kendime geldim. Kapı gerçekten çalıyordu. Olabilir miydi?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;Bu, sen olabilir miydin?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;Fal taşı gibi açıldı gözlerim. Hemen fırladım yerimden. Bu sen olabilir miydin? Busenolabilirmiydin?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;Aynanın karşısında saçıma baktım, dün gece sevişmiş bir ceset gibiydim. Ama olamazdı, en son seninle, bu günden tam dört ay sekiz gün on saat önce, cennetten çaldığımız o dakikalarda sevişmiştim. Dudaklarının tadı ağzımdaydı hâlen. Mümkün mü ki seni unutmak? Kokunu, tenini, tadını, varlığını?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;Tık, tık, tık&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;Ayna ile kapı arasındaki mesafe o kadar genişti ki bir saniyede aştım o mesafeyi sana kavuşma düşüncesiyle. Bu, sen olabilir miydin?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Sonsuzluktan çaldığım o ânın ardından kapıyı açtığımda..&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Nasıl anlatabilirim ki? O ânı nasıl tarif edebilir, sınırlı kelime dağarcığım ile o gülümsemeni nasıl  tanımlayabilirim ki?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;Elinde tuttuğun o gülü bana uzatışın, gözlerin dolu sırıtışın ve sonra bana sarılışın..&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Dört ay, sekiz gün, iki saat önce buluşmuştu dudaklarımız en son. Şimdi yine benimdin. Sen ve dudakların. Öpüşüyorduk.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;Rüyamda seni gördüm dün gece. Herzamanki gibi dudaklarımız kavuştuğunda uyandım.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;Ben aslında dört ay, sekiz gün, on saattir uyuyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/R3wZZnPA6zI/AAAAAAAAA8Y/1NrLf_uSsqk/s200/yo164.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5151020001624386354" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;Çizimler: &lt;a href="http://melleeq.deviantart.com/"&gt;Melek&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;portakal'a&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6382574673571732161-5883155898663099747?l=ylnshr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ylnshr.blogspot.com/feeds/5883155898663099747/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6382574673571732161&amp;postID=5883155898663099747&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/5883155898663099747'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/5883155898663099747'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ylnshr.blogspot.com/2008/01/dn-gece.html' title='Dün Gece'/><author><name>The Dude</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/R3wY6HPA6yI/AAAAAAAAA8Q/b6A5vNZBPaQ/s72-c/yo165.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6382574673571732161.post-2220405730448269064</id><published>2007-11-01T20:31:00.000+02:00</published><updated>2007-11-01T20:38:29.982+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müzik'/><title type='text'>The Climb</title><content type='html'>Severek dinlediğim sayılı yerli gruplardandır The Climb. Tekrar birleştiklerinden beri konserlerine gitmek istiyorum ama hayat ne kadar ironik bir arkadaştır ki her konser öncesi    sınav koyuyor   önüme. Üstelik bu sınav geçen haftadan ertelendi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakın ben konserinize gelene kadar dağılmayın/sakatlanmayın/ölmeyin olum. Yıkarım İstanbul'u.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceden çalış, git izle konserini demeyin.. Döverim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne komiksin ulan hayat, gebertmek istiyorum seni..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6382574673571732161-2220405730448269064?l=ylnshr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ylnshr.blogspot.com/feeds/2220405730448269064/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6382574673571732161&amp;postID=2220405730448269064&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/2220405730448269064'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/2220405730448269064'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ylnshr.blogspot.com/2007/11/climb.html' title='The Climb'/><author><name>The Dude</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6382574673571732161.post-8209341297554456611</id><published>2007-10-29T01:03:00.000+02:00</published><updated>2007-10-29T01:04:14.261+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Denemeler'/><title type='text'>Çocuklar Üzerine - 20 Ağustos 2007</title><content type='html'>"Modern" toplumlarda etiket, yani halk içindeki davranışlar, çok önemlidir. Neyi, nerede ve nasıl yaptığınız çok önemlidir. Toplum tarafından kabul edilmeyen herhangi bir davranış, toplum dışına itilmek için yeterli bir sebeptir. Örneğin "modern" toplumlarda, birbirini tanımayan iki insanın birbirlerine selam vermesi, hal hatır sorması, teşekkür etmesi veya en basidinden hapşırdığında çok yaşa demesi, karşı taraftan bir garipseme ile karşılanır. Bu davranışlar, "modern" toplum etiketlerine terstir. Modern toplumlar, çekirdek aile kavramı üzerinden bireyselleşmek üzerine yapılandırılmaktadırlar. Bu nedenle bu tarz davranışlar, toplum tarafından genelde yanlış algılanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluk, totaliterizm, doktrin ve dogmaların üzerimize hükmetmediği bir dönemi simgeler.&lt;br /&gt;Çocukluk, insanın insan olduğu, kendi olduğu, olabildiği ender  dönemlerdendir. Toplum etiketleri bu dönemde önemsizdir. Zira çocuk toplumlarında kurallar yoktur. Saf insan vardır. Birbirini tanıyıp tanımadıkları önemli değil, iki çocuk karşı karşıya geldiği anda bir bağ oluşur. Hiçbir tanışma faslına gerek duymaksızın iletişim başlar. Gerekirse oyun oynanır, gerekirse konuşulur. Çocuklar, "modern" toplum etiketlerini yok sayarlar. Abartmak gerekirse bir anlamda birer anarşist olarak da görülebilirler. Daha da ileriye ve abartılı bir boyuta taşımak gerekirse, birer devrimci olarak bile görülebilirler. Zira bu ilk tanışmanın ardından tohumlarını gözetlemekte olan ebeveyinler, çocuklarını koruma içgüdüsü ile  gerek diğer çocukla, gerekse ailesi ile diyaloğa girer. Bu, etiketlerin yıkılması  yolunda atılan ilk adımdır. Sokakta birbirlerinin yüzüne dahi bakmayacak iki insanın, çocukları vasıtasıyla diyalog içine girebilir, iletişebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6382574673571732161-8209341297554456611?l=ylnshr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ylnshr.blogspot.com/feeds/8209341297554456611/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6382574673571732161&amp;postID=8209341297554456611&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/8209341297554456611'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/8209341297554456611'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ylnshr.blogspot.com/2007/10/ocuklar-zerine-20-austos-2007.html' title='Çocuklar Üzerine - 20 Ağustos 2007'/><author><name>The Dude</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6382574673571732161.post-8866087361589473640</id><published>2007-10-29T00:54:00.000+02:00</published><updated>2007-10-29T00:55:43.295+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat'/><title type='text'>Ufak - 1 Mart 2006</title><content type='html'>Bu yazı eski blogumda mevcuttu aslında ama sevdiğimden bir de buraya atayım dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçükken herkes birincidir.&lt;br /&gt;Küçük bir çocuğun beyninde, rakip yoktur. Her zaman birincidir..&lt;br /&gt;Yüz metre dünya şampiyonudur, Everest'e tırmanan ilk insandır, tüm kötüleri öldüren silah ustası bir anti-kahramandır.&lt;br /&gt;Muhtemelen her erkek çocuğu, küçüklüğünde, elinde tabancasıyla pek çok kötü adam vurmuştur. Ben şahsen binlercesini vurdum.. Gerek motordan atlarken, gerek yıkık dökük bir binanın tepesinden, gerek bir kamyonun arkasından..&lt;br /&gt;Hiç ıskalamazdım o derece iyiydim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi elime bir silah alıp evin için tepinmeye başladığımda, eğlenceden çok, annemin beni görürse neler düşüneceğini düşünyorum.. Ayıp mı kardeşim oyuncak tabancayla tepinmek? Ne var işte adam vuruyoruz eğleniyoruz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukken k'nex'lerden ay arabaları yapıp ayın yüzeyini delerdik. Bir de Lego'lardan korsan adası yapıp maceradan maceraya atlardık..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da ben çocukken çok fazla ağır çekim koşardım.. Az mı yüz metre dünya şampiyonu oldum. Bir de galiba çocukken terlemezdim ben.. Yani terlerdik ama kokmazdık. Ben koktuğumu hatırlamıyorum en azından..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben çocukken ya dalgıç olurdum, ya da astronot.. Çoraplarımın uçlarını sarkıtıp derin sularda gezdiğim günler aklımda halen daha.. Ben çocukken ne de çok eğlenirmişim değil mi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ne zaman ağzı burnu yamulmuş koşturan bir çocuk görsem, o günler geliyor aklıma..&lt;br /&gt;Boyum 1,40 idi ama kafam dünyalara sığmazdı o zamanlar..&lt;br /&gt;Şimdi bir bakıyorum da..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6382574673571732161-8866087361589473640?l=ylnshr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ylnshr.blogspot.com/feeds/8866087361589473640/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6382574673571732161&amp;postID=8866087361589473640&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/8866087361589473640'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/8866087361589473640'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ylnshr.blogspot.com/2007/10/ufak-1-mart-2006.html' title='Ufak - 1 Mart 2006'/><author><name>The Dude</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6382574673571732161.post-7802649500470749773</id><published>2007-10-29T00:44:00.000+02:00</published><updated>2007-10-30T00:29:41.955+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikâyeler'/><title type='text'>Özgürlük - 10 Aralık 2006</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img265.imageshack.us/img265/9748/abauy5.jpg"&gt;&lt;img src="http://img265.imageshack.us/img265/9748/abauy5.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hava soğuk..&lt;br /&gt;Yorgan, vücudumdan çıkan ısıyı, tenimle kumaş arasında hapsederken, işe gidip gitmeme gerekliliğimi sorguluyorum yine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgür olmanın ilk kıstası olarak kendi ayakları üzerinde, kimseye bağımlı olmadan yaşabilmek koşulmuştur.&lt;br /&gt;Bence külliyen yalan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az sonra, sıcak yorganımı üzerimden attıktan sonra, tuvalete gideceğim. Tuvalet rutinimi tamamladıktan sonra, uykumu açması için bir kahve, belki biraz kahvaltı..&lt;br /&gt;Sonra iş. Dokuz, belki de on saat mesai.&lt;br /&gt;Sonra eve geleceğim. Kendi ayaklarım üzerinde durabilmem için didindiğim bir günün ardından, kendi ayaklarım üzerinde duramayacak kadar yorgun bir halde eve gelip, bir şeyler yeyip, izleyip, uyuyacağım. Yorganım... ve ben..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra yine sabah olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa hep böyle miydi?&lt;br /&gt;Özgürlük anlayışım hep böyle miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş yaşındayken özgürlük, sokaktan geçen dondurmacıdan bir külah almaktı..&lt;br /&gt;On yaşındayken özgürlük, geceyarısından sonra uyumak zorunda olmamaktı..&lt;br /&gt;On beş yaşındaken özgürlük, sevgiliyle dışarıya çıkıp eğlenebilmekti..&lt;br /&gt;Yirmi yaşındayken özgürlük, üniversite için başka bir şehre gidebilmekti..&lt;br /&gt;Yirmi beş yaşındayken özgürlük, kendi ayakları üzerinde durabilmekti..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdiki gibi mi yani?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ya otuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otuzunda aile kurmak,&lt;br /&gt;Otuz beşinde çocuklarına hayatını adamak,&lt;br /&gt;Kırkında hayattaki amaçlarını gerçekleştirmiş olmak,&lt;br /&gt;Kırkbeşinde çocuklarının kendi başlarının çarelerine bakabilmelerini seyredip bundan zevk almak,&lt;br /&gt;Ellinde ise çocuklarının üniversite eğitimi için şehirdışında gitmelerini izlemek midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki o özgür çocuk, seksenimde altımı değişecek mi bana?&lt;br /&gt;Seksenimde özgürlük, birimde olduğu gibi istediğim zaman altıma yapmak mı olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorganım ve ben uyumaya devam edeceğiz.&lt;br /&gt;İşin canı cehenneme.&lt;br /&gt;Özgürlük içerisindeki serbestîmi kullanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben, özgürüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Çizim için &lt;a href="http://melleeq.deviantart.com/"&gt;Melek&lt;/a&gt;'ime teşekkür ettim gitti. Sağol &lt;a href="http://melleeq.deviantart.com/"&gt;Melek&lt;/a&gt;.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6382574673571732161-7802649500470749773?l=ylnshr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ylnshr.blogspot.com/feeds/7802649500470749773/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6382574673571732161&amp;postID=7802649500470749773&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/7802649500470749773'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/7802649500470749773'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ylnshr.blogspot.com/2007/10/zgrlk-10-aralk-2006.html' title='Özgürlük - 10 Aralık 2006'/><author><name>The Dude</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6382574673571732161.post-1706880651761123559</id><published>2007-10-29T00:42:00.000+02:00</published><updated>2007-10-29T00:44:42.608+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikâyeler'/><title type='text'>Öylesine Sevgi -2003 öncesi</title><content type='html'>Çok tartışıldı. Büyü var mıdır? Nedir? Ama hiçbir zaman bir cevap alınmadı. Ya da, insanlar cevap vermek istemedi. Nedeni bunu yanlış yerde aramalarıdır büyük olasılıkla. Size bir gençten duyduklarımı anlatmak istiyorum. Öyle bir genç ki sevgisizlik içinde kalmış, varlığından haberdar, fakat öyle bir genç ki, bunu kimseye söyleyemiyor, anlatamıyor. Gücü ortaya çıkaramıyor. İnsanlara varlığını gösteremiyor. İçindeki gücü ; sevgiyi insanlara veremiyor. Ne de onlardan alabiliyor. Size o gencin öyküsünü anlatmaya geldim. Gencin öyküsünden önce, öykünün temeline, güce inelim. Sevgiye. Bana anlattı. Gerçekleri görmemi sağladı. Aynen şöyle dedi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sevgi mi arıyorsun? Peki neden o kadar uzakta? Neden kendi içine bakmıyorsun? Önemli olan nasıl göründüğün değil, nasıl düşündüğün ve bu düşünceleri insanlarla paylaşman. Önemli olan bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haklıydı. Sanırım o içindeki gücü buldu. Geç de olsa ben de başardım. Geç de olsa….. Evet, o’na göre büyü, sevgiydi, aşktı. Ama o kadar da basit değildi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Güç nedir? Anlat bana dostum. Güç kas mıdır? Para mıdır? Hayır, hiçbiri değil. Sana bunu nasıl anlatabilirim? Sen bir insanı sevdiğini nasıl anlarsın? Yani bir insanı sürekli düşünmen, en ufak eyleminde aklına onun gelmesi… Bu sevgi midir? Kim bilebilir? Onu düşündükçe üzülüyorsun. Belki de sinirdendir. Sürekli onun düşünmenin yarattığı stress. Sevgi somut birşey değil ki. Sevgi budur diyemezsin. Ama bu değildir de diyemezsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun süre anlattı bana. Aklım da karışmadı değil. Dediklerinin hepsi, neredeyse hepsi doğruydu. Acaba gerçekten onu seviyor muydum? Belki de ondan nefret ediyordum. Kim bunu kanıtlayabilir ki? Dinlemeye devam ettim. Ve ben dinledikçe o da anlattı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Benden ayrıldıktan sonra yanına git. Elini tut. Gözlerini kapatmasını söyle. Ondan, senin ne düşündüğünü anlamaya çalışmasını söyle. O’na o’nu sevidiğini söyle. Sevgini o’na gönder. İçindeki gücü. Onu dışarıda arama. İçinden çıkar ve o’na ver. Bırak güç o’nun olsun. Güç insanı ısıtır. Kendine güven verdirir. Bırak istediği kadar alsın. Bırak o’nu sevdiğini anlasın. Ve tükendiğin zaman, işte o zaman yanından ayrıl.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dediklerini deneyip denememekte başta kararsızdım. Eğer dedikleri doğru çıkarsa, hayatımda hiçbirşeyin eskisi gibi olmayacağı kesindi. Nitekim denedim. Pişmanım diyemeyeceğim. Çünkü gücü hissettim. Gücümü ona verdim. Gözlerimi açtığımda gülüyordu. Gözleri kapalı, mutlu, herzamankinden daha çekiciydi. Çünkü sevgiyle doluydu. Sıcaktı ve en önemlisi… mutluydu. Onu öylece gülerken bıraktım. Ne kadar öyle kaldığını bilmiyorum. Beni aradığında aradan günler geçmişti. Beni görmek istediğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İşe yaradı mı? Aha… evet yaradı. Gözlerin gülüyor dostum. Demek artık gücü, büyüyü nerede arayacağını biliyorsun. Uzakta değilmiş değil mi. O’nu tekrar gördün mü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında onu görmeye korkuyordum. Neden bilmiyorum. Telefonda sesi garipti. Sanırım hala mutluydu. Artık onu sevdiğimi anlamıştı. Belki şimdi o da kendini kanıtlamak istiyordu. Bunu anlamanın tek yolu ona gitmekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Neler oldu? Yorgun görünüyorsun.&lt;br /&gt;- Büyüyü hissettim. Sevgimi, sıcaklığını, vücudumdan ayrılırken, ve sonra tekrar içime dolarken, sıcaklığı, gücü…..&lt;br /&gt;Sen kimsin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim olduğunu asla öğrenemedim. Yüzüme bakıp gülümsedi. Gülümsemesi bir kahkaya dönüştü. Ayağa kalktı – Başardın!&lt;br /&gt;Ve ardına bile bakmadan ağaçların arasında kayboldu. Onu ne o tepede ne de başka bir yerde bir daha görmedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında ne bir başlangıcı var ne de bir sonu. Ama anlamı olması yetmez mi? Dediklerinin hepsi doğru çıktı. Sevgilimle beraber o uçurumdan aşağıya atlarken bunları düşünüyordum. Artık ikimizde doymuştuk. Burada yaşayabileceğimiz daha fazla birşey yoktu. Sevgimizin ışığıyla yeni dünyalar, yeni yerler, normal koşullarda görülemeyecek yerlere gitmek istiyorduk. Sevgimizin bizi koruyacağını biliyorduk. Hiç korkmadan atladık aşağıya. Düşerken yine sıcaklığın beni sardığını hissettim. Sonra aniden sırtımda derin buz gibi bir… bir şey hissettim. Ve o an herşeyi anladım. Ama artık çok geçti. Sevgilim… ellerimin arasında yok oldu. Artık düşüşüm tek başınaydı. Sevgisiz kalmış bir gencin hayalinde yarattığı bir sevgili ve o sevgiliyi sevmesini ona öğreten arkadaş, yere çakılmadan önce son düşüncelerimdi bunlar. Şu an hiçbirinin önemi yok. Bulunduğum yerde!&lt;br /&gt;Ölümün olduğu yerde, daha ciddi ne olabilir ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİTTİ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6382574673571732161-1706880651761123559?l=ylnshr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ylnshr.blogspot.com/feeds/1706880651761123559/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6382574673571732161&amp;postID=1706880651761123559&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/1706880651761123559'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/1706880651761123559'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ylnshr.blogspot.com/2007/10/ylesine-sevgi-2003-ncesi.html' title='Öylesine Sevgi -2003 öncesi'/><author><name>The Dude</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6382574673571732161.post-8578410715361203852</id><published>2007-10-01T22:55:00.000+02:00</published><updated>2007-10-02T00:00:59.379+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Kaybedilen Veriler</title><content type='html'>Son Kıbrıs yolculuğu sonrasında mefta olan iki harddiskimle beraber toplam veri kaybım 440 gb oldu (tabii hddleri tam dolu farz edersek. Sanırım gerçek kayıp 350gb civarında).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaybettiğim dosyalar arasında şu anda aklımda olanlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 2004 yılından beri yaptığım tüm gitar kayıtları, beste çalışmaları, samplelar, tablar vs.&lt;br /&gt;- 2002 yılında beri yazdığım tüm yazılar. Bunların bir kısmı sitemde mevcut olsa da asıl proje aşamasındaki senaryolar, paylaşılmayan hikâyeler, tutulan notlar vs. ler,&lt;br /&gt;- 2004 yılından beri çekilmiş, 8gb üzerinde fotoğraf,&lt;br /&gt;- 40-50 gb kadar arşivlenmiş (grup grup albüm yıllarına göre düzenlenmiş (düzenlemesi dinlemesinden uzun sürmüştü)) mp3, 15gb kadar henüz arşivlenmemiş ve dinlenmemiş mp3,&lt;br /&gt;- 60 gbın üzerinde kısa/orta/uzun metrajlı film,&lt;br /&gt;- 100e yakın üzerinde programın kurulum ve plugin dosyaları,&lt;br /&gt;- 5 gbın üzerinde program eğitimleri,&lt;br /&gt;- Montaj ve post prodüksiyon çalışması bekleyen bir adet kısa filmin ham görüntüleri (kaseti elimde mevcut neyseki)&lt;br /&gt;- 30-40 gb dizi,&lt;br /&gt;- 10gb kadar porno (en alta yazdım ki önemsiz görünsün (önemsiz ama cidden))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve daha niceleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çırpıda aklıma gelenler bunlar, sakladığım eski My Documents klasörleri, tonlarca senaryo vs. vs. o kadar çok şey var ki..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak ümidimi kaybetmiş değilim. Haftasonu kendi çabalarımla 400gblık hddlerimi kurtarmaya çalışacağım. Olmadı Kadıköy yolcusuyuz yine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanal dünyayı hiç sallamayacağım diyor insan ama tüm verilerini kaybedince birden biraz garip karşılıyor her şeyi. Meğer ne kadar çok değer verdiğim şey varmış.. Özellikle müzik, yazı ve fotoğraf çalışmalarım... Neyse, ama zor, ama kolay, kurtulacaklar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Coppola'da laptopunu çaldırmış, içerisinde son filminin senaryosu ve notları vs.leri varmış. Buradan sana sesleniyorum Francis, acını anlıyorum. Metin ol..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle paylaşayım dedim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dip not: Tüm beste çalışmalarım da hddlerle beraber gittiğinden, zaten Şubat ayından beri üzerine hiçbir şey eklemediğim parçayı da bitirmekten vazgeçtim. Son hali böyle bir şeydi, daha çok işi vardı gerçi ama uğraşmam bu vakitten sonra herhalde, yenileriyle yorarım kendimi :). Dinlemek isteyenler için: http://rs114.rapidshare.com/files/39668419/Eski.mp3&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6382574673571732161-8578410715361203852?l=ylnshr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ylnshr.blogspot.com/feeds/8578410715361203852/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6382574673571732161&amp;postID=8578410715361203852&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/8578410715361203852'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/8578410715361203852'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ylnshr.blogspot.com/2007/10/kaybedilen-veriler.html' title='Kaybedilen Veriler'/><author><name>The Dude</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6382574673571732161.post-7663356796159867680</id><published>2007-08-26T17:01:00.000+02:00</published><updated>2008-12-09T09:00:08.369+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Film'/><title type='text'>Cashback</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.britishcouncil.org/es/brussels-330x468-cashback.jpg"&gt;&lt;img src="http://www.britishcouncil.org/es/brussels-330x468-cashback.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İyi bir film çekmek kolay iş değildir (kötü film çekmek bile kolay değil aslında).&lt;br /&gt;İyi bir kısa film çekmek, hiç kolay bir iş değildir.&lt;br /&gt;İyi bir kısa filmden, iyi bir uzun çıkarmak ise...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cashback'in kısasını izlediğimde kendimden geçmiştim. Kralerinin duruluğu, görüntülerin (ve kızların) güzelliği, fikir, hikâye ve teknik başarı, büyüleyiciydi. Zaten Oskar adaylığı ve Avrupa'dan çeşitli festivallerden aldığı ödüller de bu &lt;br /&gt;başarının birer simgesi sanırım. Bu güzelliği baştan yorumlamaya veya birebir tekrar çekmeye yanaşmayan yönetmenimiz de  kısa filmi,  filmin ilk yarısında bize hiç dokunmadan sunmuş. Zaten filmin en güzel bölümü de yine kısa filmden alınan kısım. Uzunu birebir aynı zevki yaşatamasa da inanılmaz bir film kesinlikle. Sean Ellis artık yeni işini merakla beklediğim yönetmenler listesine girmeyi başardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Southland Tales da çıkmak bilmedi zaten.. Bakalım The Broken nasıl olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/RtGaX3eiw2I/AAAAAAAAAXs/lg4WroHj610/s400/5.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5103029587607208802" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6382574673571732161-7663356796159867680?l=ylnshr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ylnshr.blogspot.com/feeds/7663356796159867680/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6382574673571732161&amp;postID=7663356796159867680&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/7663356796159867680'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/7663356796159867680'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ylnshr.blogspot.com/2007/08/cashback.html' title='Cashback'/><author><name>The Dude</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/RtGaX3eiw2I/AAAAAAAAAXs/lg4WroHj610/s72-c/5.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6382574673571732161.post-3527176938601309483</id><published>2007-08-20T01:44:00.000+02:00</published><updated>2007-08-20T01:58:05.906+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müzik'/><title type='text'>Mono Üzerine</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Are You There?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Müzik, ruhun gıdası ise, Mono ruhum için profiterol gibi bir şeydir muhtemelen.&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6382574673571732161-3527176938601309483?l=ylnshr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ylnshr.blogspot.com/feeds/3527176938601309483/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6382574673571732161&amp;postID=3527176938601309483&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/3527176938601309483'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/3527176938601309483'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ylnshr.blogspot.com/2007/08/mono-zerine.html' title='Mono Üzerine'/><author><name>The Dude</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6382574673571732161.post-1106145338340170389</id><published>2007-08-19T00:25:00.000+02:00</published><updated>2007-08-19T01:19:57.758+02:00</updated><title type='text'>Olgun ve Dolgun kadınlar üzerine</title><content type='html'>Beni tanıyanların bildiği veya bilebileceği üzere, olgun ve dolgun kadınlar (bir de kızıllar tabii ama o çok ayrı bir yazının konusu) üzerine bir takıntım vardır. Kimilerinin tercih, kimilerinin de zevk diyebileceği bu takıntıların köklerini araştırmak pek de mantıklı gelmeyebilir kimilerine, ama ben oldum olası bu takıntımın sebeplerini merak etmişimdir (hiç düşünmedim daha önce aslında). Gün oldu, devran döndü ve sanırım gizem kapılarını az da olsa aralamayı başarabildim. Şimdi bulgularımı sizlerle paylaşma zamanı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazıya devam etmeden önce sanırım olgun ve dolgun kavramlarını biraz açmalıyım ki yanlış anlamalara açık kapı bırakmayalım. Zira zaman zaman dolgun veya balık eti dediğim zaman insanlar yanlış anlamaya doğru meyil ediyor. Daha kolay açıklayabilmek için iki kavramın tek bir bedende buluştuğu, ciddi anlamda bu dünyaya ait olduğuna inanmak istemediğim, insandan ve dişiden öte, tanrıça denilebilecek bir kavrama oturtulabilecek bir güzellik olan, eğer var ise tanrının gerçekten de özenerek yarattığına inandığım Monica Belluci, hem olgun hem de dolgun kavramlarını gayet iyi bir şekilde açıklamakta ve ideal kadın profilini oluşturmaktadır (fiziksel açıdan).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;img src="http://internettv1.com/img/haber/sistem/monica_belluci_geliyor.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;"Kendimi bildim bileli", yani dişi, erkek, seks, porno, mastürbasyon, fiziksel temas vs. gibi şeylerin farkına vardığım ilk andan sonra, yani ikinci anda, etine dolgun bayanların gözüme daha güzel göründüğünü farkettim. Tabii iki gün öncesine kadar bunun sebebini bilmiyordum ve açıkcası hiç sorgulamamıştım da ama dediğim gibi tam iki gün önce televizyon izlerken bir anda her şey açıklığa kavuştu. Sıçarken gelen ilham gibi ortalık bir anda aydınlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merağınızı hemen giderelim, televizyonda dönen dizi, ilk ve orta okul yıllarımda neredeyse her gün hiç sıkılmadan izlediğim, hayranı olduğum Xena idi. Bilenleriniz için tabii olay neredeyse tamamen çözülmüştür. Ama bilmeyenler için fotoğrafını da aşağıda sunalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;img src="http://freespace.virgin.net/peter.millington1/Modern/Xena.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;Aradan geçen en az bir yedi yılın ardından, ekranda Xena'yı görür görmez bir anda her şey aydınlığa kavuştu.&lt;br /&gt;Henüz cinselliğimi keşfetmediğim o masum ve çocuksu yıllarda neredeyse hergün gördüğüm bu ablamız ve onun -bana göre- taş gibi vücudu, ta o günlerde, yavaş yavaş, gün be gün, deliler gibi beynimin her bir hücresine bir zehir gibi yayıldı ve geleceğim bir daha eskisi gibi olmadı. Böylece bir dolgun kadın takıntısı, beğenisi, zevki, fantezisi, bugün ve muhtemelen de ölene kadar beni sardı. Eline et gelmeyince insan kendini iyi hissedemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olgun kadın takıntısı ise sanırım biraz daha ciddi bir konu. Burada çocuklukta oluşan bir zihin yıkamadan çok başka etkenlerin söz konusu olduğuna inanıyorum. Öncelikle şunu belirtmem lazım ki, olgun kadınlardan hoşlanma sebebimin, olgun kavramının kafamda özgüven ile eşdeğer olmasından kaynaklandığına inanıyorum. Ancak burada yine bir anlam karmaşasına yer vermemk için, özgüvene sahip kadınları feministlerden ayırmak istiyorum zira feministlerden nefret eden bir insanım. Kadınları aşağıladığı gerekçesiyle pornoya karşı olan bir zihniyeti beğenmem beklenemez.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgüveni yüksek kadın demek, cesur, bakışlarıyla sizi yıkabilecek, ezilmeyecek kuvvetli biri demek. Tüm bunları sayınca kafada frijit bir feminist canlanıyor tabii ama bunların yanında, sevecen, sıcak kanlı ve gözlerinin içi gülen, samimi ve eğlenmekten korkmayan gibi kavramları da ekleyelim ki tanımımız tam olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii aynı olgunluk kavramı, yanında yaşı da getiriyor bazen. O nedenle evet, 25-35 yaş arası kadınlara da bir takıntım var zira yukarıda sayılan özelliklerin bir kadında tam olarak oturabilmesi belli bir zaman alıyor genelde. Bu olgunluk kavramına uyabilecek örnekler vermek zor. O nedenle bunu algılamayı size bırakmak zorundayım. Ancak kendisini her ne kadar tanımasam da &lt;a href="http://hiyelkar.blogspot.com"&gt;Silgi&lt;/a&gt; hanım ablamız, blogundan takip ettiğim kadarıyla&lt;br /&gt;, kafamda böyle bir imaj oluşturan bir kişidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlginç ve beklenmedik bir yazı oldu sanırım. Bunun en büyük sebebi de yaz sıcakları ve yalnızlıktır muhtemelen. Ama dediğim gibi televizyonda Xena'yı görür görmez aklıma bunlar geldi. Uzun zamandır da yazmadığım için, yazmadan edemedim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6382574673571732161-1106145338340170389?l=ylnshr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ylnshr.blogspot.com/feeds/1106145338340170389/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6382574673571732161&amp;postID=1106145338340170389&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/1106145338340170389'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/1106145338340170389'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ylnshr.blogspot.com/2007/08/olgun-ve-dolgun-kadnlar-zerine.html' title='Olgun ve Dolgun kadınlar üzerine'/><author><name>The Dude</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6382574673571732161.post-8135014639921445726</id><published>2007-07-02T22:21:00.000+02:00</published><updated>2007-07-02T22:25:15.536+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat'/><title type='text'>Düşünce ve İfade</title><content type='html'>Kendini ifade edebilmek.. Dünyanın en zor şeyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varoluşta ağaçtan bir elma koparmak, ilk çağlarda duvarları boyamak, medeniyette ise yazmak, çizmek, söylemek, peliküle düşürmek..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç kimsenin kendini tam olarak ifade edebileceğine inanmıyorum. Düşüncenin gücü, hızındadır. Bir insanın kafasına saniyede onlarca düşünce girer, çıkar, yer değişitirir. Bu düşünceler dışa yansıtılana kadar değişir. En basidinden, düşündüğün şeyi söylemeyi çalıştığın anda onu nasıl en güzel şekilde ifade edebileceğini düşünürsün. Yani artık düşünceni değil, düşünceni nasıl savunacağını düşünürsün. Aklına gelir, diline gelene kadar bir sonraki kelimeyi aklına getirirsin, sonra artık nasıl ifade edeceğini değil bir sonraki kelimeyi düşünür olursun. Tam aynı şey şu anda başıma geliyor. Yazıyı yazmadan önce kafamda kurduğum düşüncelerin yarısını bile kağıda aktaramıyorum şu anda. Onun yarası var içimde. Kafamda çok karizmatik cümlelerdi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimi ifade edemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanat, yüzyıllardır insanın kendini ifade biçimi olmuştur. Ancak her sanatçı, veya sanata özenen her kimse bilir ki, son eser, asla hayal edilen gibi olmaz. Çünkü hayal edilenler düşüncedir. Oluşur ve ifade edilene kadar yok olurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünceler, sözle ifade edilmeden anlaşılabildiği zaman değerlidir. Ruh ikizi kavramı da burada doğar sanırım. Karşıdakinin kelimelere dökülmeden, düşünceler anlamlarını yitirmeden, düşünceleri algılayabilmesi, mutlak anlayışı ve güveni getirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendini ifade etmek diye bir şey yoktur. Kendini dışa anlatmak vardır. Onun da gerçekliğini kimse garanti edemez. Ne kadar iyi oyuncuysan, kendini o kadar iyi ifade edersin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynen bizim şu anda oynadığımız oyun gibi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6382574673571732161-8135014639921445726?l=ylnshr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ylnshr.blogspot.com/feeds/8135014639921445726/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6382574673571732161&amp;postID=8135014639921445726&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/8135014639921445726'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/8135014639921445726'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ylnshr.blogspot.com/2007/07/dnce-ve-ifade.html' title='Düşünce ve İfade'/><author><name>The Dude</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6382574673571732161.post-7858257021429993272</id><published>2007-07-02T11:56:00.000+02:00</published><updated>2007-07-02T22:26:52.897+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum'/><title type='text'>2 Temmuz..</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;Bugün 2 Temmuz. Hatırlatayım dedim...&lt;br /&gt;Unutulmasın, unutturulmasın diye..&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6382574673571732161-7858257021429993272?l=ylnshr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ylnshr.blogspot.com/feeds/7858257021429993272/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6382574673571732161&amp;postID=7858257021429993272&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/7858257021429993272'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/7858257021429993272'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ylnshr.blogspot.com/2007/07/2-temmuz.html' title='2 Temmuz..'/><author><name>The Dude</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6382574673571732161.post-2129319183818576771</id><published>2007-06-19T20:21:00.000+02:00</published><updated>2007-08-20T02:09:42.053+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat'/><title type='text'>Benlik</title><content type='html'>Bir forumda yazdığım bir yazı idi. Hiç bir tepki gelmedi :). Bugün aklıma geldi bu yazı uzun zamandan sonra. O siteden sileceğim için buraya atayım dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih: 21 Oca 2007 02:02    Mesaj konusu: Benlik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni ben yapan sen değil misin?&lt;br /&gt;Beni ben yapan, sen, benliğim.. Ben..&lt;br /&gt;Değer verdiğim herşey sen değil misin?&lt;br /&gt;O küçük enerji akımları değil mi senle beni bağlayan?&lt;br /&gt;Tüm seninle, tüm benliğimle seni unutmaya çalışırken, seni hiç tanımamış olmayı arzularken, sensiz yapamamam niye?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niye kendime azıcık da olsa değer vermiyorum?&lt;br /&gt;Kendime, benliğime, acı çektirmemin anlamı ne?&lt;br /&gt;Niye yapıyorum ki bunu?&lt;br /&gt;Bu kadar mı değersizim?&lt;br /&gt;Bu kadar mı önemsizim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benliğim haketmiyor mu azıcık ilgiyi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm benliğimle senden nefret ederken, seni bu kadar sevmek zorunda mıyım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galiba değilim, ama seviyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuna da üç nokta koyalım da anlamlı olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6382574673571732161-2129319183818576771?l=ylnshr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ylnshr.blogspot.com/feeds/2129319183818576771/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6382574673571732161&amp;postID=2129319183818576771&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/2129319183818576771'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/2129319183818576771'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ylnshr.blogspot.com/2007/06/benlik.html' title='Benlik'/><author><name>The Dude</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6382574673571732161.post-8734747993287503668</id><published>2007-05-20T02:43:00.000+02:00</published><updated>2007-05-20T02:53:17.759+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat'/><title type='text'>You Still Keep Amazing Me</title><content type='html'>Ne yapsanız şaşırmam artık diyorum da, insan beni şaşırtmaya devam ediyor. Familya olarak ilginciz sanırım. Entrika ve drama damarımızda var. Zehir gibi işleyen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anladım ki güven, iki dakikada kaybedilebilinecek bir şeymiş. Ve geri kazanılması da imkânsızmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anladım ki, şimdi bana yüz vermiyorsunuz ama, evlenme çağınıza geldiğinizde benim gibisinin peşinden deliler gibi koşacaksınız. Ben de o zaman sizin (şu andaki) yaşınızda çıtırlarla gönül eğlendiriyor olacağım. Hahahahah.. Who's laughing now?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;(İlk yazı için sefil bir yazı oldu biliyorum, kusura bakmayın. Ama o kadar canım sıkkın ki saçmalamazsam uyuyamayacaktım. N'olur kaçmayın)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6382574673571732161-8734747993287503668?l=ylnshr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ylnshr.blogspot.com/feeds/8734747993287503668/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6382574673571732161&amp;postID=8734747993287503668&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/8734747993287503668'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/8734747993287503668'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ylnshr.blogspot.com/2007/05/you-still-keep-amazing-me.html' title='You Still Keep Amazing Me'/><author><name>The Dude</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6382574673571732161.post-7164200304401455215</id><published>2007-05-20T02:28:00.000+02:00</published><updated>2007-05-20T02:42:16.207+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Dönüş..</title><content type='html'>Uzun zaman önce bırakıyorum demiştim (&lt;a href="http://ylnshr2.blogspot.com/2006/11/son.html"&gt;Son&lt;/a&gt;). Şimdi size tükürdüğümü yalamak gibi gelebilir diye yeni blogumun ilk yazısında geri dönüş sebebimi açıklamak istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıklıyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda bahsi geçen Son adlı yazıda demişim ki&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;blockquote&gt;... artık hiç bir şeyi kendim için yapmadığımı farkettim.&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;Bırakma sebebim aynen bu idi. Kendim için yazmamak. Ancak aylardır kafamda yine bir sürü kelime dolanmakta, piksellere dökülmeyi beklemekte ve beynimi kemirmekte idi. Sonunda tekrar yazmaya karar verdim. Ama bu kez amacım kendim için yazmak değil, ne demişim &lt;a href="http://ylnshr2.blogspot.com/2006/11/sanat-zerine.html"&gt;Sanat Üzerine&lt;/a&gt;'de&lt;br /&gt;&lt;blockquote style="font-weight: bold;"&gt;Ben bugün burada bu yazıyı yazıyor isem, belli ki dışa yönelik bir amacım var. Birilerini etkilemek istemesem, dünyanın heryerinden ulaşılabilinecek bir yere niye yazayım?&lt;/blockquote&gt;Bundan böyle amacım birebir dışa ve kız tavlamaya yöneliktir. Şaka şaka, tabii ki netten kız düşürmeye çalışmıyorum, ama blogum o eski iç dökme havasında değil, sorgulama, yargılama, eleştirme, deneştirme ve dalga geçme üzerine olacak gibi. Öyle planlıyorum en azından. Bakalım zaman bize neler gösterecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski dostlar merhaba, yeni dostlar hoşgeldiniz. Her türlü eleştirinize açığım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüşürüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski yazılara &lt;a href="http://ylnshr2.blogspot.com/"&gt;buradan&lt;/a&gt; veya kenardaki linkten ulaşabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6382574673571732161-7164200304401455215?l=ylnshr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ylnshr.blogspot.com/feeds/7164200304401455215/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6382574673571732161&amp;postID=7164200304401455215&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/7164200304401455215'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6382574673571732161/posts/default/7164200304401455215'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ylnshr.blogspot.com/2007/05/dn.html' title='Dönüş..'/><author><name>The Dude</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
